13 Kasım 2016 Pazar

Tozlu Rüyalar Kitapçısı

Kitap Kulübümüzün ikinci kitabı, Tozlu Rüyalar Kitapçısıydı. İsmini çok sevmiştim. İlk kitabın insanı sarsan konusundan daha tatlı bir kitap olacağını düşünüyordum  ki beni yanıltmadı :)



Tozlu Rüyalar Kitapçısı, yazar Cynthia Swanson'ın ilk romanı, aslında kendisi tasarımcı ve bence bir ilk roman için oldukça başarılı. İlk romanlarda genelde bir acemilik hissedilen, kurgu da insanı rahatsız eden tutarsızlıklar olur ya da anlatım tam oturmamıştır ve bu okuru yine rahatsız eder. Açıkçası ben bunların ikisine de rastlamadım. Zaten eleştirmenlerden tam not aldığı söyleniyor.  Kurgu oturmuş ve insanı etkiliyor, konusu hafif ve akan bir roman gibi gözükmesine rağmen, bazı yerlerinde  boğazıımın düğümlendiğini hissettim. 



Katharyn ya da Kitty en yakın arkadaşı Frieda ile hayallerinin işini yapıyorlardır, bir süredir bir kitapçı işletiyorlardır. Bu aslında benim de hayalimdeki işlerden biri ^^Her neyse işler pek yolunda gitmese  Katharyn yine de hayatından memnundur taki gördüğü huzursuz edici ve gerçekçi rüyaların sayısı artana kadar. 

"Rüya içinde rüya... Rüya içinde, hiç yaşanmamış başka bir Mutlu olayı gördüğüm alt rüya...Hiç yaşanmamış koca bir ömrü barındıran bir rüya alemi...
Evimde, kendi yatağımda yalnız uyandığımda çok sarsıcı bir gerçekle yüzleştim.
Bir hayalete âşık olmuştum..."



Kitty rüyasında hiç kullanmadığı Katharyn ismini kullanmaktadır, daha önce görüşmediği biriyle evlidir ve hatta çocukları vardır, ancak en yakın arkadaşına ve kitapçı dükkanına rüyasında rastlamaz. Tamamen farklı iki alem... Gördüğü rüyalara kendince açıklama bulmaya çalışır.

İlginç bir konu ve daha önce de dediğim gibi kurguyu sevdim ben, yazarın başka bir kitabı çıksa onu da alıp okuyabilirim. Bu kitabın farkındalık açısından da önemli olduğunu düşünüyorum ama hangi konuda olduğunu anlatırsam kendimi tutamayıp, bu yazıyı spoilerle donatabilirim. Hayır, bunu yapmayacağım, soğuk bir akşam, elinizde kahve, battaniye altında okurken tatlı hayallere dalabileceğiniz bu kitabı, zor zamanların kurtarıcısı olarak okumanızı istiyorum çünkü.

Biz biraz geç kalmış olsak da üçüncü kitaba doğru yola koyulurken, siz de Hilal, Seyhan ve Şahika'nın yazılarını okuyabilirsiniz :) Ekim ayı buluşmamızı gerçekleştiremedik, o yüzden ben de kızların düşüncelerini yazılarından öğreneceğim. 



Son bir detay, iyi ki o gün Secdus'ta buluşurken kitaplarımızı yanımızda getirmişiz. Fotoğraflara baktıkça yağmurlusu günden sonra Secdus'a sığınıp bir anda hem kalben hem de fiziksel olarak ısınmanın nasıl bir şey olduğunu hatırlıyorum.  Ben Ahmet'le gittiğim için yanımda fotoğraf makinemi getiremedim, ama sağolsun kızlar benim yerime de bir sürü fotoğraf çektiler ve hatta bu son fotoğraftaki başarılı Photoshop için Şahika'ya teşekkürler :)




5 Ekim 2016 Çarşamba

Kibritleri Çok Seven Küçük Kız

Bildiğiniz üzere kitap kulübümüzün ilk kitabı Kibritleri Çok Seven Küçük Kız'dı. Tereddüt etmek, var olmak, korkmak ve acı çekmek. Kitabın başında yapabildiklerini böyle özetliyor, iki kardeşten anlatıcı olanı ve kitap bittikten çok sonra, özellikle şimdi tekrar kitabı karıştırdığımda, bunun doğru olduğunu anlıyorum. Kitap aynen böyle ve okurken tüm bunları, sırf okur koltuğunda oturup da kendinizi anlatıcı yerine koyduğunuz için değil, yaşananların etkisinden dolayı da böyle hissediyorsunuz. 




Bu kitap hakkında yazmanın zor olacağını biliyordum ama açıkcası bu kadar zor olacağını düşünmemiştim, bir de kızlarla buluşmamızda da konuşmuştuk; bu kitabı spoiler vermeden anlatmak çok zor. Kapağın sevimliliğine hiç aldanmayın; okuması da oldukça zor bir kitaptı. 

"...bildiğim en güzel masallardaki gibi bana asla sunulmayan çiçekleri o kadar seviyorum ki..."

Gaétan Soucy'nin bu kitabı 1988 yılında yayınlanmış ama Can Yayınları 2016 Mayıs ayında bastı ilk kez. Ben de kendi okuma listelerimi hazırlarken denk gelmiştim, mümkün olduğunca yeni yazarların peşine düşmüşken, okuduklarımın skalasını geniş tutmaya çalışırken okumaktan mutluluk duyacağımı düşündüm. Öyle de oldu. Bu kitabı okuduğum için pek çok açıdan mutluyum; yeni bir yazarla tanıştım, yeni bir anlatım tarzıyla, yeni bir olay akışı işleyişiyle, her şey yeniydi benim için ama her satırda hem yazarın dehasına hayran kaldım; böylesine zor olayların ardı ardına hem de gizemlerle doldurulup, gizemlerinde her bir bölümde teker teker açığa çıkması, böylesi bir beceriye benim gözümde ancak hayran kalınır, hem de sarsıldım, devam etmek istemedim, okumak istemedim, kızlara bu kitap için ısrar ettiğime de kızdım. 

"...çünkü gök kabuğunun altında hiçbir şey ak ve kara değildir, en nazik sözler bile..."

Lügatleri, kitapları çok seven anlatıcımız ve arka kapağa bakar bakmaz anlayacağınız üzere kardeşinin, babasının vefatından sonra yaşadıklarını anlatan bir kitap bu, despot bir babanın, yaşamı, yaşamayı bilmeyen çocukların şaşkınlıkları... Diyorum ya spoiler vermeden anlatmak çok zor. 

"Kafasını hiçbir zaman lügate eğmemiş biriyle ne yapabilirsiniz ki?"

Çok satırın altını çizdim, çok cümlesini, zihnime kazımak için tekrar tekrar okudum, kendi adıma, edebiyat adına çok şey öğrendim, çok not aldım. Bana kendi yazma sürecimle ilgili de bir şeyler kazandıran kitapları seviyorum, son sayfayı çevirdikten bir süre sonra bile kendime gelememiş olsam da. Eğer bu kadar sarsılmaya hazırsanız, bu kitabı okumalısınız. 





"Benim için yeni bir varoluşun, güz ortasında belki bir baharın başlayacağını duyuyorum, oysa kendimi hayallere kaptırmamalıydım çünkü hayal kurmak kırılgan dengem için çok tehlikeli."

Tozlu Rüyalar Kitap Kulübünün diğer üyeleri benim gibi düşünmüyor maalesef, yine de neler yazdıklarını ben de merak ediyorum; Hilal, Seyhan ve Şahika'nın yorumları için linklere tıklayabilirsiniz :)


3 Eylül 2016 Cumartesi

Tozlu Rüyalar Kitap Kulübü

Pek çok yenilikle beraber birden karşınıza çıktım. Bunlardan ilkini instagramda hemen duyurdum bile, artık bizim bir kitap kulübümüz var! Evet yeni bir kulüp, yeni insanlar, yeni kitaplar. Eski kitap kulübüm hayatımın sonuna kadar burnumda tütecek olsa bile bu yeni kitap kulübü beni en az onun kadar heyecanlandırıyor :)

İsmimiz Tozlu Rüyalar Kitap Kulübü, her söylediğimde daha çok seviyorum bu ismi, ömrü uzun, huzuru bol olsun. Kimler var peki? Öncelikle bana her tavsiye ettiği kitabı iyi ki okumuşum dediğim Seyhan, sonra onun sayesinde keşfettiğim, şirin mi şirin Şahika ve son olarak aslında momijilerden yolumuz kesişse de benim üzülerek fark edemediğim ve yine Seyhan'ın vasıtasıyla tanıdığım Hilibon



Her şey İnstagramda başladı, takip edenler biliyor, eskisi gibi instagramda moda paylaşımları yapmıyorum, Vivahiba'da moda yazmayı da neredeyse bıraktım. Kendimi, özlediğim ben haline getirdim ve eskisi gibi kitaplarıma, yazılarıma gömüldüm, bence çok iyi ettim :) İşte bu arada uzun bir inziva dönemindeydim, ismini koymamış olsam da ve işte o inziva döneminde kendime dair pek çok yeni baştan öğrendim, keşiflerle dolu sürecim devam ediyor. Her neyse konuyu daha fazla dağıtmayayım, orada kitaplardan konuşurken, "bir kitap kulübümüz olsa ne de güzel olurdu" diyerek başladı her şey ve biz de Eylül ayı itibariyle her ay bir kitap okuyarak, bir film düzenleyerek ve bir buluşma palasıyla yola çıktı. 

İlk kitabımız Can Yayınları'ndan Kibritleri Çok Seven Küçük Kız oldu, bu kitabı ben seçtim, zaten okumak istediğim bir kitaptı, kızlara tavsiye olarak gönderince onların da ilgisini çekti ve başladık. Bir senelik listemiz bile belli :) Önümde kendi listelerimden harici bir liste var, üzerinde konuşacağız, belki karakterleri yerden yere vuracağız, bazen okurken zorlanacağız ama her şey çok güzel olacak benim buna inancım tam. 



Hafta içi bir oryantasyon buluşması yaptık, ben gelemeyeceğim diye korkarken, Hilal kızı Alanur'un uykucu şirineliğinden dolayı gelmemdi, açıkçası yüz yüze tanışmayı çok isterdim ama nasip. Bir daha ki sefere hepimiz buluşacağız inşallah ve ben Seyhan'ı çok özlemişim! :) Şahika birbirinden güzel fotoğraflarımız çekti, tekrar teşekkür ediyorum kendisine. Bana kalsaydı, ki kalanlar kişisel tarihimin tozlu sayfalarında yer alacaklar, ne konuşmaktan, ne de gülmekten ne poz verebildim, ne fotoğraf çekebildim :) 



Ve blogda da kitap kulübü vesilesiyle daha aktif alacağım, okuduklarımı yazmaya pek yetişemiyorum ama artık bahanem olamaz :) Ayrıca belirtmek isterim ki, bloğa yeni birbirlerini alamıyoruz, alamayacağız. Bizimle beraber okursanız elbette çok mutlu oluruz ancak dördümüzün buluşmasını bile ayarlamak oldukça zor oldu, sayı arttıkça bu da zor olacak ve ben kitap kulübünün bize en çok okuduğumuz kitapları değerlendirme buluşmalarımızda yarar sağlayacağına inanıyorum. 

Bu arada başka bir sürü yenilik daha var ve ben hangisinden başlayacağımı şaşırmış durumdayım :) Öncelikle ben artık Ne Okuyorum'da kitap yorumlarımı paylaşıyorum. Sonraaa Wattpad'e roman ve öykü çalışmalarımı yavaştan ekleme başladım, bir bakarsanız çok Mutlu olurum  ve son olarak da bloğun ismini değiştirdim! İngilizce oldu ama bu halini daha çok sevdim, Emilianata ismini seviyorum ama emilianatanın kitaplığı ismi... Nasıl desem pek uzun oldu. Bu da uzun ama daha güzel sanki :) 



Her birine ayrı ayrı yorumlarınızı bekliyorum, uzun bir aradan sonra sohbet eder gibi bir post hazırladım bence bunu istemek benim hakkım :) 

11 Aralık 2015 Cuma

Gittim, Gördüm, Aldım

Hala takvimlerde 2015 üzerine çizikler atıyorken benden -yine- gecikmiş bir yazı, Tüyap Kitap Fuarı yazısı üstelik :)

Özellikle üniversitedeyken kitap furaına gitmek benim için Kadım ayını en keyifli yapan olaydı, o zamanlar Kasım aylarımın dert ayları olabileceği ihtimali de zihnimde yoktu. Her sene fuara gider, öğrenci bütçemin tüm imkanlarından sonuna kadar yararlanır, saatlerce tüm standlarda gezinir ve ellerim kollarım dolu, yorgun ama mutlu bir şekilde evime dönerdim ve tüm sene boyunca ağırlıkla fuardan aldığım kitapları okurdum. Kitapçılar indirim yapmadığı için genelde bayağı da karlı bir alışveriş olurdu. O zamanlar internetten alışverişi kitaplar için kullanmazdım...

Hiç bir imza gününe katılmadım o zamanlar, yazarını öldürdüğüm romanların yazarıyla neden tanışacakmışım ki demezdim o zaman ki algımla ama yine de bunun yazarla aramdaki görünmez bağa hasar vereceğini düşünürdüm.

Yıllar geçti, iş hayatı ömrümü satın almaya başladığında da vakit ayırıp fuara gittiğim oldu ama internetten alışveriş çok daha kolaydı aslında ve daha ucuz... Sonra takvimler 2009'u gösterdiğinde ben çok hasta, gerçekten çok hasta, ölümden dönmüş bir şekilde hatta, fuara gittim, bir sene daha bekleyemezdim çünkü dedim. O sene fuar beni çok sıktı haliyle, ağrılarıma karşı koymaya çalışıyordum. Her neyse...

Sonra kapalı olarak ilk kez fuara gittiğimde, nasıl da 'Hello World' kıvamında bakındığımı hatırlıyorum. Tess Gerritsen'in imza gününe gitmiştim bu sefer. Onca yazar arasından onu seçmemin en büyük nedeni ise tamamen, tıp kariyerini yazmak için elinin tersiyle itmiş olmasıydı. O sene İskender Pala hemen yanımdaydı ve ben ağzımı açıp da yazmak istediklerimle, yapmak istediklerimle ilgili tek bir kelime bile edememiştim, hiç unutmam :)

Sonra doğum, sonra çocuk, sonra kitap fuarına giden arkadaşlara, kediler gibi uzaktan uzaktan bakmak :) Hayatımın üç senesi kitaplarla olan bağım o kadar azdı ki, Sarah Jio'ları okumak, ateş nöbetlerinde falan bir gecede bir kitap bitirebiliyor olmak, ne büyük nimetti!

Bu sene ise fuarı dört gözle bekledim ve Kasım ayı'nı biraz çekilebilir kılan tek olay da bu oldu. Artık Ahmet Eymen'in okula gidişiyle nispeten işleri kolaylaşmış bir anneydim, kendime ayırabileceğim zamanı son damlasına kadar kitap fuarında kullanmak gibi bir niyetim vardı ve artık kimse beni tutamaz modunda, bir salı günü yalnız başıma kitap fuarına, onlar kapılarını açar açmaz giriş yaptım:) Allahım ne büyük mutluluk.

Elimde bir listem vardı, fiyatları karşılaştırmalı olarak ilerliyordum ve belirlemiş olduğum yayınevleri haricinde diğerlerine uğramamaya kararlıydım. Her şey yolunda gidiyordu, çok uygun olmasa da kitapları dokunarak alıyordum, onca kitabın arasında olmak, çok hoştu ve itiraf etmek gerekirse benim için gençlik aşısı gibi bir şey oldu ve işte o coşkuyu damarlarımda hissederken Metis standına giriş yaptım. Ne olduysa ondan sonra oldu işte! Ah bu kitap, ah şu kitap derken, oradan çıktıktan sonrasını hatırlamıyorum! :)


Aslında şöyle baktığımda oldukça az gözüküyor gözüme ama gerçekler hiç de öyle değil, hedeflediğimden daha fazla kitap almıştım ve yorgun ama çok mutluydum. Hala da mutluluk devam ediyor, gerçi sanırım yeni bir kitaplık daha almam lazım. 


En çok zaman geçirdiğim standlar Sel Yayıncılık ve Metis oldu :) İkisinde de çok keyifili sohbetler gerçekleştirdim özellikle Sel'de, bir gün beni okursa eğer, o ismini öğrenmeyi ihmal ettiğim nazik, beyaz saçlı hanıma saygılarımı sunuyorum. Orada kitaplar üzerine öyle detaylı konuşmak... Gerçekten çok özlediğim bir şeymiş.

Sonra yılların acısını çıkaracağım ya; bir arkadaşımla daha gittim kitap fuarına, yalnız bu sefer Cuma gitmiştik ve o benim yalnız gittiğim günün sakinliğinden eser yoktu. ÇOK, ÇOK kalabalıktı fuar. Öğrenciler, öğretmenler, ağlayan bebeler, itiş kakış... Biraz sıkıldığımı itiraf etmeliyim ama yine de çok keyifliydi. 

İki günde toplam 5 saattimi fuara ayırmış oldu, eskisine oranla çok daha az ama sanrım büyümekle alakalı bir durum söz konusuydu, fuar geçmiş yıllardaki gibi kocaman gelmiyordu gözüme. Gidemediğim onlarca stand oldu, sırf selam vermek için de olsa uğramayı düşündüğüm Yitik Ülke'ye uğrayamadım mesela, Notos'u ilk gittiğimde es geçmişim ancak ikinci gittiğimde harika bir set aldım, resmen ilerlediğim engelli yolda setin ilk kitabı elimi tuttu kaldırdı beni ve evet çok  kitap aldım yine, şükürler olsun! :)




Kendimi yok daha fazla kitap almam derken buldum, peki bu sözümü tutmadım, ama bir sor neden çünkü şimdi de ay sonuna kadar devam eden İdefix sanal kitap fuarını kaçırmamam lazım :) ama sonra söz, uzunca bir süre yeni kitap almayacağım. Bir dahaki Kasım'a kadar en azından ;)

Ben neler aldım, fotoğraflardan belli. 
Beni en çok heyecanlandıranlardan bahsedeyim istiyorum, 

Hobbit: Yüzüklerin Efendisini filmine seyrederek hayran olanlardan olmadım ben, ama Hobbit'i okumamıştım ve fuara giderken hiç aklımda yoktu.

Ursula K. Le Guin seti, Metis çok uygun setler yapmış, almasaydım olmazdı ve evet bu da kendimi eksik hissettiğim bir yazardı.

Yaratıcı Aşklar: Seyhan sayesinde Oscar Nasıl Wilde Oldu'yu okuyup tabii ki bayılmıştım, Sel standından sohbet ederken, bunu da çok seversiniz o zaman dediler. Kaçırmadım. 

Körleşme: Ocak Ayında elimdekileri biraz hafifletip de başlamayı hayal ettiğim bir kitap, henüz Elias Canetti'nin hiç bir kitabını okumadım ama şimdiden onu çok seviyorum, sanırım bu coğrafyadan nobel ödülü almış bir yazar olmasıyla alakalı bir durum.

Semih Gümüş ve Yaratıcı Yazarlık kitapları, maalesef atölyelere ne kadar çok istesem de bugüne kadar katılamadım. Ben de evde kendi derslerimi alıyorum şu anda :)

Bunlar haricinde merak edip almadığım ve içimde kalan çok kitao oldu, onları da online olarak alacağım inşallah :)

Fuara gitmek elzem midir diye soranlara söylüyorum, evet bence elzem. Her ay internetten ya da kitapçılardan onlarca kitap alan biri olarak söylüyorum, hiç bir şey fuarın yerini tutmuyor, bana o tadı vermiyor, belki bu çocuklukta kurduğum bağla ya da vakti zamanında yaşadığım anılarla ilgilidir ama Allah bana güç verdikçe gitmek, oğlumun elinden tutup fuara götürmek istiyorum. Orada yeni kitaplar keşfetmek, yeni dünyalar keşfetmek gibi ve hiç ummadığın kitaplarla eve dönmek, bence bunu yaşamalısınız ama eğer kalabalığa dayanamam düşüncesindeyseniz eğer haftasonu, buna cuma da dahil, yanlış seçim. Ben yanımda bir muz, su ve kefir götürdüm, yemek sırası gelene kadar kan şekerim düşer diye düşündüm. Ancak yememe gerek kalmadı, evimin yakın olmasının avantajı diyelim buna da :) 

Her neyse ben Allah nasip ederse gelecek Kasım yine fuarda olacağım. Peki ya sen?











25 Haziran 2015 Perşembe

Son Zamanlarda Neler Okudum, Okuyorum

Aman Allah'ım! Aylar olmuş bu bloğa sadece bir taslak eklemişim ve hiç bir şey yazmamışım. Neden bu kadar ara verdim, emilianata.com 'da uzun uzun anlatmak niyetindeyim ama burada kısaca neden yazmadığımı ve neler yaptığımı anlatmak istiyorum.

Öncelikle çok okudum :) Okumaya da devam edeceğim inşallah. Okumaya daha çok fırsat bulabildiğim her gün, şükür sebebim. Okuyamamak, yazamamak beni çok rahatsız eden bir durumken yazmaktan uzaklaştım biraz ancak -çok şükür ki- okumaya daha çok zaman ayırabildim.

Ara vermek, sonra geri dönmek, zayıflayan bağları eski haline döndürmek hiç kolay değil... Aslında niyetim bu da değil, tek istediğim kitaplara dair notlarımı düşüncelerimi paylaşmak. 

Okuduklarım eskiye oranla çok farklılaştı. Kafamı dağıtmak için okuduğum 'pembe' kitapların okuma sürecimi baltaladığını ve beni kitaplardan uzaklaştırdığını fark ettim. Eskisi gibi edebiyata, saf haline, dönme kararı aldım.

Klasiklerle, yeni çıkanlar, denemelerle, kaynak kitaplar arasında zikzaklar çizen bir yol izliyorum. Kitaplığım bu süreç boyunca çok genişledi, inşallah zihnim de aynı oranda genişliyordur ve hep mesafeli durduğum şiirede bir yakınlık duymaya başladım. Bence şiir bir dilin yapıtaşı ve ben bunu çok geç kavradım. Dilimin kıvrak, kalemimim kuvvetli olmasını istiyorsam, daha çok şiir okumaya ihtiyacım var. 

Roland Barthes: Romanın Hazırlanışı 1-2 

Roland Barthes'ı fotoğrafçılık kursumda hocam tavsiye etmişti, ben de büyük bir merakla Camera Lucida'yı almıştım.  Ancak bir anda karşıma Romanın Hazırlanışı 2 çıktı. Bu kitap daha çok ilgimi çekti çekmesine... yalnız Romanın Hazırlanışı 1'i okumadan bir eksiklik olacağını düşündüm. Roland Barthes'ın ölmeden önce hazırladığı derslerin metni yer alıyor. Romanın Hazırlanışı 2'yi ders olarak sunmaya ömrü yetmemiş Barthes'ın. İkisinden de biraz biraz okudum. Ders metinleri olduğu için bitireyim diye bir kaygım yok. Sadece bu ara biraz fazla ara vermiş olduğumdan dolayı üzüntü içindeyim. Yalnız Romanın Hazırlanışı 1'i bulmam çok zor oldu; başlı başına bir yazı konusu olur. Sel yayıncılık, tekrar basılacağını söyledi. Onu da buradan duyurmuş olayım. 

Yiğit Turhan: Kadük

Bu bir ilk roman, açıkçası PR çalışması sonucunda fark ettim ve uzun zamandır ilk defa yeni bir yazara heyecan duydum. Her çocuk masum değildir... İlginç bir hikaye, tabii biraz ilk roman olmasının da sıkıntıları mevcut. Şu kısa paragrafta söyleyebileceğim en net şey, duyduğum kıskançlık, bir kitabı bitirebilmiş olmak hiç de kolay bir şey değil arkadaşlar! :) Daha detaylı notlarımı belki ileride eklerim. 

François Lelord: Hector'un Mutluluk Yolculuğu

Bir psikolog mutluluk nedir, kimler mutludur, mutlu olmak için neler gereklidir gibi soruların cevabına cevap arar, çünkü insanların mutlu olmak için yeterli yaşamları olduğu halde mutlu olamamaları onu mutsuz etmeye başamıştır.

İlginç bir hikaye, kolay okunan bir dil. Kendi mutsuzluğumu sorgularken karşıma çıktı, iyi de oldu hani.ç

Klasiklere de ağırlık vermeye çalışıyorum ancak bu yazıda yer veremeyeceğim okuduklarıma. Belki, daha sonra; okuduğum her bir kitap için bir yazı yazacak gücü bulduğumda yazarım. 

Yazmamı isteyenler, parmak kaldırsın! :) 


13 Kasım 2014 Perşembe

Dali ve Ben Sürreal Bir Hayat

Güncel olarak okuduğum kitapların yanı sıra eskiden okuduğum kitapları da ekleyeceğimi söylemiştim. Dali ve Ben, bunların ilki oluyor. Kitabı okuduktan çok kısa bir süre sonra Sakıp Sabancı Müzesi Salvador Dali sergisine ev sahipliği yapmıştı, bu kitabı okumuş olmak sergiyi gezerken oldukça hoş olmuştu benim için.

 Size bilmediğiniz bir şey söyleyeyim, aslında ben resim yapmaya meraklıyım ama dünyanın en beceriksiz resim yapmaya meraklı insanı olabilirim. Sanırım bu yüzden en çok sürrealist akım ilgimi çekiyor. Bir iki bir şey karalayacaksam da nedense hep sürrealist şeyler oluyor. Belki de bu yüzden en çok sürrealizmin etkisinde kalan ressamları seviyorum. Salvador Dali birinciliği bugüne kadar kimseye kaptırmadı.




Kitaba geri dönersek eğer, öncelikle bu bir roman değil ancak belgesel de değil. Hani bu beklentiyle alırsanız ciddi hayal kırıklıığına uğrarsınız. Kitabımız da bunun uyarısıyla başlıyor ve yazarımız Stan Lauryssens'in Dali üzerine maceralarından oluşuyor ve yazarın 'hatırladığı kadarıyla' anlatılıyor. 

Stan Lauryssens aslında Belçikalı bir sanat komisyoncusu ve kitapta Dali , taklidi, kopyası eserleri pazarlarken yaşadıklarını anlatıyor. Eğer bir Dali severek alıyorsanız bu konuda sizi tatmin etmeyebilir. Ama ben bir Dali sever olarak sevmiştim. Okuduklarımı baştaki uyarıdan dolayı tam olarak ciddiye alamasam da sanat dünyasında yaşananlara dair beni aydınlattığını söyleyebilirim. 


Genelde okuduğum kitapların ilk sayfasına okuduğum tarihi ay ve yıl olarak not ederim, bazen buna ek olarak ismimi yazar ya da imzamı atarım. Biraz çocukça gelebilir ama çoğu kitabıma vardır. Bunu giden ve gelmeyen kitaplardan sonra yapmaya başladım. En azından alan kişi utanır da belki geri getirir diye düşünmüştüm. Sonra aradan yıllar geçtiğinde o kitabı hangi zaman aralığında okuduğumu görmek hoşuma gitmeye başladı. İlginç, bunu bu kitapta yapmamışım ama 2008 yılında okuduğumu tahmin ediyorum.

Anlatımı akıcı, insaı sıkmayan bir kitaptı, bu aralar farklı bir şeyler okumak istiyorum derseniz tavsiye ederim. Bu kitabı hatırlamak bile sergi gezmeyi özletti bana. 

23 Ekim 2014 Perşembe

İki Kitap Birden!

Bu ay bir gariplik yapıp, iki kitap yorumumu emilianata.com üzerinden yayınladım. Çok yakında burayı hem önceden, hem de şu aralar okuduklarımla doldurmayı planlıyorum. Biraz zaman ihtiyacım var sanırım^^

Yine de o iki kitabın linkini paylaşmadan edemeyeceğim:

İlki tüm İşletme mezunlarına, özellikle üst düzey yöneticilere ve olmak isteyenlere şiddetle tavsiye edeceğim bir kitap, Bir Dakika Yöneticisi. Kişisel gelişim sayılabilir ama bence gerekesizlerden değil, değerli bir kitap. Bulursanız mutlaka edinin.

İkinci kitap ise elime bu ay geçen bir öykü kitabı: Mavi Çember, Azize Kaya. Öykü okumasını ne çok özlemişim! Bu kitap o açıdan bana çok iyi geldi. Daha detaylı yorumlarımı okumak için burayı, direk kitabı satın almak için de burayı tıklayabilirsiniz :)

Sevgiler!